Ana Sayfa Güncel BU SEFER DE HAKAN ERDEM FIRÇALADI

BU SEFER DE HAKAN ERDEM FIRÇALADI

2
0

“Bariz Cehalet ve Bilgiçlik” bölümü… Bunlardan birinin de Soner Yalçın olduğunu söylüyorsunuz. Siz onu “cehaletinden” ötürü eleştiriyorsunuz. Cehalet, ağır değil mi?

Tarihçiler gündeme gelmeye devam ediyor. Bu sefer de Hakan Erdem eleştirdi. Hem de Soner Yalçın’ı. Soner Yalçın buna ne diyecek acaba? Kendisinin kopya cümlelerle iş yaptığı yalan değildir.
İşte o eleştiri cümleleri:
“Tarih-Lenk”in en ilgi çekici bölümü; “Bariz Cehalet ve Bilgiçlik” bölümü… Bunlardan birinin de Soner Yalçın olduğunu söylüyorsunuz. Siz onu “cehaletinden” ötürü eleştiriyorsunuz. Cehalet, ağır değil mi? 
 
Hemen bir örnek vereyim. Fatin Rüştü Zorlu’nun ailesini anlatıyor, “Efendi”de. Onun Sabatayist olduğunu… Diyor ki; “Dedesi Rus İbrahim Paşa’dır. XIX. yüzyılın başında Petersburg limanından ayrıldığı kruvazörüyle Artvin’e sığınmıştı. Kimdi bu Rus İbrahim Paşa? Rus tarihine bakarak bu sorunun cevabını bulabiliriz?” Bir süre sonra Rus adı bile bilinmeyen bu hayali kahramanın 1825’te Osmanlı’ya sığınan bir Dekabrist olduğunu da söylüyor. Yalçın hayali bir kahraman yaratıp malumatın olmadığı yerde spekülasyon yapabilir. Ama Rus İbrahim Paşa’yı 1825’de kruvazöre koyamaz. Çünkü kruvazörler daha yapılmamıştı. Diyelim ki, yapılmıştı ya da kastedilen bir gemiydi. Gemi Baltık’tan yola çıktı. Bunun için önce Cebelitarık’ı geçmesi gerekir. Osmanlı’ya sığınacaksa ilk liman Cezayir’dir, niye oraya sığınmıyor? Diyelim ki beğenmedi, Girit, İzmir, İstanbul var sırada. Hadi hiçbirini beğenmedi, Boğaz’ı geçti. Ya da bu yolu izlemek yerine Vikingler gibi gemisi küçüktü, karada sırtında taşıyıp nehir yolunu izleyerek Karadeniz’e ulaştı. Ama Artvin limanına sığınmayı nasıl başarıyor? Mümkün değil çünkü Artvin’in limanı yok! 
 
Soner Yalçın da Sabatayizmle ilgilenen pek çok kişi gibi onomastiğe (adların kökeni) önem veriyor. Dil bilime yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? 
 
“Efendi”de tekstille uğraşan Topbaş ailesinin Yahudi olduğunu ispat etmek istiyor. Ayrıca diyor ki “Tekstil eskiden Yahudilerin elindeydi, şimdi Anadolu Kaplanları’nın eline geçti. Ama acaba geçti mi?” Yani Anadolu Kaplanları’nın da Yahudi olduğunu ve ortada acayip bir tekstil kardeşliği olduğunu söylüyor. Bunu ispat ederken de şöyle diyor: “Türkler tekstil işini kimden öğrendi? Ön bir bilgi vereyim; bu konuda dilimize yerleşmiş sözcüklerin çoğunun İbranice olması ilginç değil mi?” Ve birçok sözcüğü örnek gösteriyor: “Antariye (entari), atlas (atlas), astar (astar), fustan (fistan), hirka (hırka), dulbent (tülbent) vs” Bu sözcüklerin de önemli bir bölümünün İspanya’dan gelen Yahudilerin kullandığı Ladino dilinden geldiğini söylüyor. Merak ettim, araştırdım. Ama bu kelimelerin biri bile İspanyolca ya da İbranice’den gelmiyordu. Zaten bu kelimeler İbranice’yse biz bu dili biliyoruz demektir. Zira bu yurtdışında “Yemeksiyon getirisyon” diyerek yabancı dil konuştuğunu sanmaya benzer. 
 
Bu durumda Soner Yalçın’ın onomastiğe dayalı tezi çöker mi? 
 
Bunlar özel isimler değil. Ama onomastikte (adların kökeni) dil çok önemlidir ve bu kadar basit hataların yapıldığı bir durumda o teze şüpheyle yaklaşmak gerekir. Onun anti-Semitizm’iyle ilgilenmiyorum. Çünkü işin A,B,C’sini düzeltmekten oraya gelemiyorum. Bu kelimeleri İbranice’den almışmışız! Osmanlı Yahudileri İbranice konuşmuyordu ki, İspanyolca konuşuyordu. Türkçe’ye nasıl bu kelimeleri geçiriyorlar. Sonra hiçbir Yahudi İbranice konuşmazdı. İbranice ölü bir dildi ve sonradan diriltildi. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz